Keşke Çocuk Olsaydım: Psikoloji Penceresinden Geçmişe Özlem

“Çocukluk, tüm yaşam mevsimlerinin en güzelidir” der Jerry Smith. Bu değerli çağ, her anından keyif aldığımız yaşamın en değerli günleridir. Çocukluk çağında yaşam basittir. Kaygı ve endişelerden yoksun, mutluluğun basit olduğu ve anıların biriktirildiği bir çağdır. Anılar biriktiririz, kendimizi huzurlu ve mutlu hissettiğimiz anılar. Bazen de çocukluk anılarımız sorun olarak karşımıza çıkar.

Francis Galton yaptığı bir deneyde Pall Mall’de yürüyüşe çıkar ve yürüyüş esnasında gördüğü nesneleri not eder. Dikkatini yoğunlaştırdığı nesnelerin daha önce aklına gelmeyen birçok şeyi çağrıştırdığını fark eder.  Galton’ın bu deneyden elde ettiği en önemli sonuçlardan biri çağrışımlarının çoğunun çocukluk ve gençlik dönemlerine dayandığıydı. Yakın zamana ilişkin çağrışımları oldukça azdı ve dikkatini verdiği nesnelerin çoğu çocukluk döneminde yaşadığı sorunlara ilişkindi.

Peki çocukluk yıllarımızı neden özleriz?

Çocukluk ve gençlik yılları ile karşılattırıldığında yetişkinlik daha karmaşık ve zordur. Yetişkinlik, ilişkiler, sorumluluklar ve daha birçok şeyi hesaba kattığınızda bunaltıcı ve kafa karıştırıcı bir dönem olabilmektedir. Örneğin, yetişkinlikte ilişkiler genellikle karmaşıktır. Sadece arkadaş ilişkileri değil yakın ilişkilerde basitlikten uzaklaştırır bizleri. Çocukluk döneminde birini seversin ve arkadaş olursun. Durum bu kadar basittir ama bu biz yetişkinler için öyle değildir.

Diğer bir şey ise çocukluğun, kendimizi güvende ve mutlu hissettiğimiz bir dönem olmasıdır. Çevreniz sizi herhangi bir koşula bağlı olmadan kabul eder ve sever. Güvenebileceğiniz insanlar vardır hayatınızda. Sevilme, ait olma, güvende hissetme gibi duygusal gereksinimler ile bu dönemde temel taşları örülür sonraki yaşantılarımızın. Zor yaşantılar ile karşılaştığımızda veya kendimizi mutsuz, üzgün hissettiğimizde o günlere geri dönüş başlar bizler için. O günlerin vermiş olduğu huzur, mutluluk ve sadeliğin arayışıdır aslında istediğimiz.

Yetişkinlik çocukluk ile karşılaştırıldığında daha sıkıcıdır. Günlük yaşamın koşuşturmacaları ve rutinlerimiz her ne kadar olumlu şeyler sağlasa da bir noktadan sonra sıkıcı bir yaşama kapı aralamamıza neden olur. Çocukluk dönemi daha heyecan vericidir. Arkadaşlarla ne zaman bir araya gelsek çocukluk döneminde yaşadığımız maceraları konuşmak sanırım buna güzel bir örnek olacaktır.

Ebetteki çocukluğumuz her zaman olumlu şeyler barındırmaz. İstismar, kayıp gibi ruhsal travmalar bu dönemde ömür boyu acısını hissedeceğimiz izler bırakabilir. Çocukluk, yaşama atılan ilk adımdır ve aldığımız her kesik canımızı acıtmakla kalmaz aynı zamanda bizde derin izler bırakır. Bu duygularla çocukluktan çıkmak kolay olmayabilir ve yetişkin olsak da hala çocukluğu yaşarız bazen.

Daha birçok şey eklenebilir sanırım bu listeye. Peki ya sizin de özlediğiniz oluyor mu? Sizi o günlere çeken şeyler neler?

Bir sonraki pozitif psikoloji penceresinden yardım etme davranışını konuşacağımız yazıda görüşmek üzere.

İlginizi çekebilecek benzer yazılar

Yorum yapmaya nedersin?